Hz.Zeyneb (r.a)

Aşağa gitmek

Hz.Zeyneb (r.a)

Mesaj  ehlibeytdostu Bir Cuma Ara. 21, 2007 11:43 am

Hicretin altıncı yılı Cemadiyelevvel’in beşinci günü Medine’de asil
ve cefalı bir ailede bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Bu kız çocuğu
gelecek yıllarda insanlık tarihinin gidişatının değişmesinde büyük bir
rol oynayacaktı. O tertemiz kız dünyaya geldikten sonra, değerli annesi
Hz. Fatıma (s.a), kutlu eşi Hz. Ali’den bu kız çocuğuna bir isim
vermesini ister. Hz. Ali ise, diğer çocuklarına olduğu gibi, ona da
dedesinin isim vermesini isteyiverir; ve böylece kutlu dedesi bu temiz
kız çocuğuna Zeynep adını verir. Zeynep, cennette bir ırmağın adıdır.
Hz. Muhammed (sav), Zeynep gibi temiz bir kız torununun dünyaya
gelmesine çok sevinmişti. Aslında o hazret, kadınlara, özellikle de kız
çocuklarına büyük önem ve değer veriyordu.

Hz. Zeynep, daha
küçük yaşlarda babasının saf dışı bırakılarak evde oturmaya mecbur
edildiğine şahit oluyordu. Oysa ki, babasının herkesten daha faziletli,
ve Hz. Resulullah (sav)’ın yerinde oturmaya gerçek liyakat sahibi
olduğunu biliyordu. İşte, bu olaylar, Hz. Zeyneb’in kişiliğinin
oluşmasında büyük bir etki bırakıyor ve şu sonuca varıyordu ki;
sorumluluk bilincini taşıyan kadın, erkek herkes, şartlar her ne olursa
olsun, elinden alınan hakkını geri almak için, sürekli mücadele etmeli,
hakkını ve izzetini savunmalıdır. Bu noktada, halkı aydınlatmak için
konuşma yapmalı ve mücadele etmelidir.

Hz. Zeynep, amcası oğlu
Abdullah ile evlenmiş; bu evlilikten iki çocuğu olmuştur. Ama o bu iki
çocuğunu da hakkı müdafaa uğruna Kerbela’da şehit vermiştir.

Hz.
Fatıma’nın Medine’de babasının Mescidinde yaptığı konuşmasını, Hz.
Zeyneb’in Kufe şehri ve mel’un Yezid’in sarayında yaptığı konuşmalarla
kıyasladığımızda, Hz. Fatıma (a.s)’nın düşünce sisteminin ve sosyal
meseleler karşısındaki tavrının, Hz. Zeyneb’in üzerinde derin bir iz
bıraktığı görülüyor. Çünkü, Hz. Fatıma, kızı Zeyneb’e İslam’ın bütün
temel inanç ve esaslarını öğretmişti.Tarih boyunca, hakkı ve adaleti
isteyenlerin başına gelenleri, Zeyneb’e hatırlatmıştı. O, kızına,
peygamberlerin insan topluluklarını, cehalet, hurafe ve sınıfsal
ayrıcalıklardan kurtarmak için nasıl mücadele ettiklerini, zorluklara
nasıl göğüs gerdiklerini, hangi sınıfın muhalefetiyle karşılaştıklarını
ve aslında peygamberlere en başta sermayedarlar ile zorba ve komplocu
politikacıların muhalefet ettiklerini, peygamberlerin de onlara karşı
Allah’ın emirleri doğrultusunda var güçleriyle karşı koyduklarını tek
tek anlatmıştı.

Hz. Ali (as), bir çok alanda; hatta bir birine
zıt sahalarda kahraman ve eşsiz bir insandı. O, bir fikir adamıydı,
büyük bir düşünür, ilk üç halifenin itiraf ettikleri gibi “canlı
Kur’an”, yerin altından semavi ilimlere kadar evrenin bilinen zahir
ilimleri ile gizli ilimlerine vakıf bir bilge idi. Acaba, bunca insani
fazilete sahip olan bir insanı hilafetten uzak tutmak, İslam’a darbe
değil miydi? Hz.Ali (as)’ın suskun kalması ise iç savaş çıkarak bir
fidan misali olan İslam’ın zarar göreceğinden korktuğundandı. Çünkü Hz.
Ali (a.s) biliyordu ki, o şartlar altında kendi hakkı olan hilafeti
geri almak için ısrar ederse, hiç de hoşa gitmeyen olaylar zuhur edecek
ve Resulullah’(sav)’ın çektiği zahmetler ve İslam için dökülen kanlar
heder olacaktı. Oysa, Alemlerin Rabbi “Ey Muhammed onlara deki, ben
bunca tebligatım karşılığında sizden bir ücret istemiyorum, istediğim
tek şey ev halkımı (Ehl i beytimi seviniz (ve onlara itaat edinizdir)”
diye buyurmuştu. Ne yazık ki iman edenlerin çoğu dille ikrar etmiş
fakat kalben iman etmemişlerdi. İmam Ali (a.s), bu şartlarda yaşamanın
zorluğunu “Yaşamak direnmektir”, vecizi ile ifade ederek zalimlerin
himayesinde yaşayan mazlumların hayatta kalmalarının en büyük zafer
olduğunu biliyordu. Bu günkü İsrail’in korucularının savundukları gibi
“Topraksız insanlar olmaktansa insansız topraklar olsun” fikri zalim
insanların güçsüz düşürülmüş insanların kaderi hakkında neler
düşündüğünü ortaya koyuyor. İmam Ali (a.s), Hatemullah’ın emanetini,
leş kargaların ve münafık dindarların istilasına karşı korumak için,
kendi ifadesi ile boğazında kemik gözünde diken kalmış insanın
durumunda olduğu halde sabretmeyi bilmiştir.

Bu olayların
hepsine, Ali’nin biricik kızı Zeynep de şahit oluyordu. Bunların her
biri, Zeynep gibi düşünen ve sorumluluk sahibi bir insan için büyük bir
dert ve imtihandı. Çünkü ilim ve takva sahibi olan babası susmaya
mecbur edilmiş, o da yüce değerleri korumak için, kendi hakkından
mahrum kalmak pahasına olsa bile kendi tabiriyle gençleri bir anda
ihtiyarlaştıran, müminlere Allah’ın likasını arzulatan zifir
karanlıklar içinde sabretmişti.

İlk üç halife zamanında sürekli
İslam’ın uygulamalarının Peygamber (sav)’in sünnetti doğrultusunda icra
edilmek yerine, halifelerin sürekli fetihlerde bulunmaları ve
askerlerin elde edilen ganimetler dolayısıyla bu durumdan memnun
olmaları; hatta gittikçe belirgin olarak iktidara yakın çevreler ve
kabile ileri gelenleri arasında bir oligarşinin oluşmasına yol açmıştı.
Yani keyfi uygulamalar ve adam kayırmalar Osman’ın hayatına da mal
olmuştu. Bu arada halk bir nevi İslam’ın ilk yıllarına yabancılaşsa da
İmam Ali (a.s)’a büyük bir ısrarla hilafeti kabul etmesini istiyordu. O
hazret de önce kabul etmemiş sonra da kabul etmek zorunda kalmıştı.

Hicretin
kırkıncı yılında Hz. Zeynep babasının şehadetine şahit oldu. Öyle bir
baba ki, dağlar kadar azametliydi. Hz. Alin’in şehadeti yalnız ailesini
değil bütün sevenlerini derinden etkilemiştir. Hz. Zeyneb’i üzen diğer
bir olay da, İmam Hasan (a.s)’ın Muaviye ye karşı harekete geçtiği
savaştır. İmamın ordusunun ileri gelenlerinin dini dünyaya satarcasına
para karşılığında saf değiştirmeleri ve bu hareket esnasında ordunun
geride kalan askerlerin imamın eşlerine ait ziynet eşyalarını çalmaları
üzüntülerini daha da arttırmıştır. İmamı, Muaviye ile sonradan
Muaviye’nin çiğneyeceği, sözünden döneceği antlaşmaya razı olmak
zorunda bırakıldığı ve şehit edilmesi ile gelişen olaylar da kederini
derinleştirmiştir .

İmam Hasan (a.s)’ın eşi Cüde tarafından
zehirletilerek şehit edilmesine ve çektiği acılara Hz. Zeynep tanıklık
etmiştir. Bundan önce de Ceddi Resullah (sav), annesi ve ümmetin annesi
Hz. Fatıma’(as)’ın üzüntüsünden vefat etmiş, biricik babasının
hariciler tarafından canice şehit edilmesi ardından ağabeyinin şehadeti
Hz. Zeynebi takatsiz bırakmıştı. Artık tek tesellisi olarak İmam
Hüseyin (as) kalmıştı. Hz. Zeyep için en büyük dert abisinin
şehadetinden sonra Muaviye’nin zulmünü devam ettirerek fasık oğlu
Yezid’e saltanatı bırakması olmuştur.

Muaviye bir çok cinayet
işledikten sonra ölmüştür. Muaviye’den sonra fasık oğlu Yezid, İmam
Hüseyin (a.s)’den biat almaya karar verdi. Kendisine yapılan biat
teklifi karşısında İmam, şöyle buyurdu; “Yezid gibi birisi ümmetin
başına geçerse İslam yok olur gider.” İmam, Kufeliler’in davetine
icabet etmek üzere, bir grup yakınıyla beraber Medine’den Mekke’ye
doğru yola çıkmıştır. Hz. Zeynep bu kervanda abisinin yanında yer
almaktaydı, ve kendisini büyük bir vazife için hazırlıyordu. Ne yazık
ki o acı günler başlıyordu, Muharremin birinci günü başlayan o ıstırap
yolculuğu onuncu gün olan Aşura günü bitmiş ve fasık olanlar zahiren
galip gelmiş fakat gönüllerde mahkum olmuşlardı. Hz. Zeynep Kerbela
kahramanlarının savaşına şahit olmuştu. İmam Hüseyin ve yaranları ki
bunlar arasında iki oğlu da meydanda mertçe savaşıp şehit olmuşlardı..
Hz. Zeynep, yapılan bütün haksızlıklara ve gaddarlıklara şahit
oluyordu. Ancak her şeye rağmen sabırla direnmiştir. Hz. Zeyneb’in asıl
çilesi Kerbela’dan sonra başlamıştır. Yezidin askerleri onca insanı
şehit etmekle kalmamış geride kalan savunmasız kadın ve çocuklara ait
değerli eşya ve ne varsa hepsini ganimet diye el koymuşlar ve
çadırlarını istila etmişlerdi.Geriye her şeyleri elinden alınmış
Ehli-Beyt’in kadınları ve yetim çocukları kalmıştı. Hz. Zeyneb’in
sorumluluğu daha yeni başlıyordu. Çünkü İmam Hüseyin (as)’in
şehadetinden sonra kafilenin başına geçmiştir. Fatıma gibi bir annenin
kızı olan Zeynep Kerbela hadisesinden sonra Peygamber(sav)’in “cihadın
en üstünü zalim liderin karşısında hakkı söylemektir” hadisinin
gereğini yerine getirmiş; bunu Yezid’in huzuruna çıkarıldığında yaptığı
konuşmayla ispatlamıştır. Kufe ve Şam’da halkla yaptığı hutbeler
sayesinde Yezid hükümetinin sonunu hazırlamış ve beyinlere yeniden
gerçek İslam’ı doğru olarak algılamasını sağlamıştır. Çektiği çileler
karşısında Zeynep, hiç yılmadan Medine kadınlarına da öğütler vermişti,
onlara kadın sorumluluğunun sadece çocuğa bakmak, çamaşır veya bulaşık
yıkamaktan ibaret olmadığını söylemişti. Kadın bir insan olarak insanın
toplumsal ilişkilerinde önemli bir rol oynamalı ve öncülük yapmalıydı.
avatar
ehlibeytdostu
forum acemisi
forum acemisi

Erkek Mesaj Sayısı : 18
Yaş : 26
Nerden : İstanbul
Kayıt tarihi : 10/10/07

Kullanıcı profilini gör http://www.bilgisayarbolumu.forumotion.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz